Shifting Yaparken Bilincimiz Nerede Kalır? (Klon Teorisi Açıklaması)

admin

Administrator
Yönetici
Kurucu
Üye
Selamlar millet! Bugün shifting dünyasının en kafa karıştırıcı, hatta dışarıdan bakanlara en çok "oha artık yuh" dedirten o meşhur konusuna el atalım diyoruz: Biz shifting yapıp başka bir evrene (DR'ye) gittiğimizde, bu bedendeki bilincimiz nereye kayboluyor? Orada gerçekten bir "klon" mu bırakıyoruz?

Gelin bu işin ezoterik hurafelerini bir kenara bırakıp, mantık ve bilinç çerçevesinde bu kafayı nasıl çalıştığımıza bir bakalım.

O Meşhur "Klon" Safsatası Nedir?​

Sosyal medyada ilk defa shifting ile tanışanların en çok tırstığı şeylerden biridir klon meselesi. Sanki laboratuvarda tüp bebek gibi birebir aynımız olan robotik bir kopya üretiliyormuş veya evde zombileşmiş bir bedenimiz kalıyormuş gibi bir algı yaratılıyor. Hatta bazıları "Klonunuz siz yokken okulda saçma sapan şeyler yapar, rezil olursunuz" falan diyor.

Tabii ki işin aslı öyle değil. Buradaki "klon" kelimesi tamamen popüler kültürün uydurduğu dramatik bir tabir. Aslında bahsedilen şey çok daha basit: Senin mevcut gerçeklikteki (CR) otomatik işleyişin ve biyolojik varlığındır.

Bilincimiz Bölünebilir mi? (Radyo Frekansı Mantığı)​

Shifting savunucularının bu konudaki en yaygın teorisi "radyo frekansı" metaforudur. Mantık şöyle kurulur: Bilincimiz tek bir noktaya sıkışıp kalmış sabit bir veri değildir; tıpkı bir radyo alıcısı gibi farklı frekanslara (evrenlere) bağlanabilir.

Sen zihnini odaklayıp shifting yaptığında, bilincinin ana odak noktası Arzulanan Gerçeklikteki (DR) bedene geçer. Peki buradaki bedene ne olur? Buradaki beden, nefes almaya, kalbinin atmasına, metabolizmanın çalışmasına devam eder. Günlük rutinde yaptığın otomatik hareketleri (yürümek, su içmek, basit konuşmalar yapmak) yapabilecek kadar temel bir bilinç seviyesi (otomatik pilot diyelim biz buna) burada kalır. Yani aslında bilinç yok olmaz, sadece odak noktası iki yer arasında paylaştırılır veya diğeri tam odak haline gelir.

Bilimsel ve Psikolojik Olarak Bakarsak...​

İşin ezoterik ve kuantum kısmını bir kenara bırakıp psikolojik pencereden baktığımızda durum aslında zihnimizin o çok katmanlı yapısıyla ilgilidir.

Gündüzleri rüya görürken veya hayallere dalıp saatlerce dersi kaçırdığında, bedenin sınıfta oturmaya devam eder ama zihnin (bilincin) tamamen başka bir hayal alemindedir. Çevrendeki sesleri duymazsın, hocanın anlattıklarını kaçırırsın. Shifting esnasında yaşanan o "başka yere gitme" hissi de işte bu derin zihinsel odaklanmanın, rüya ile uyanıklık arasındaki o sınırda (Theta dalgalarında) %100 gerçeklik etiketi kazanmış hali gibidir. Fiziksel olarak buradasındır, biyo-ritmin buradadır; ama zihinsel olarak deneyimlediğin simülasyon o kadar güçlüdür ki bilincin kendini tamamen orada var hisseder.

Yani korkulacak, "Aman bedenimi başkası ele geçirecek" denilecek bir durum yok. Sen yine sensin, sadece zihnin o an başka bir kurgunun başrolündedir.

Kürsü Sizin, Söz Sizde!​

Siz bu "klon" ve bilinç transferi meselesine inanıyor musunuz, yoksa bunu tamamen zihinsel bir odaklanma oyunu mu olarak görüyorsunuz? Hiç deneme yaparken "Acaba odada beni kim idare ediyor?" diye garip bir hisse kapıldınız mı? Fikirleri aşağıda yarıştıralım! :D
 

Konuyu Görüntüleyenler

Geri
Üst