Selamlar millet! Bugün shifting forumunun tozunu attırmaya devam ediyoruz. Bugüne kadar shifting'in tekniklerinden, bilimsel boyutundan, mitlerinden ve internetteki patlama noktasından epey bahsettik. Artık taşlar yerine oturduğuna göre, tüm bu sohbetlerin dayandığı o en felsefi ve en derin soruya son noktayı koyalım diyoruz: Zihin ve gerçeklik tam olarak nasıl bir ilişkiye sahip? Düşüncelerimizle gerçekten boyut değiştirebilir miyiz?
Gelin işin fiziksel kısımlarını bir kenara bırakıp biraz zihin felsefesine ve bilincin o acayip derinliklerine dalalım.
Bilimsel olarak baktığımızda, dış dünyadan gelen ışık gözümüze çarpar, retinada ters çevrilir, sinirler aracılığıyla beyne elektrik sinyali olarak gider ve beyin o sinyalleri işleyerek bize "renkleri, şekilleri, dünyayı" gösterir. Yani aslında sen dış dünyayı direkt olarak değil, beyninin senin için yarattığı filtre ve simülasyon üzerinden deneyimlersin.
İşte shifting felsefesinin kalbi de tam olarak bu noktada atar: Eğer beyin gerçekliği içeride üretiyorsa, zihnin odak noktasını (frekansını) değiştirerek başka bir simülasyonu yüzde yüz gerçeklik olarak etiketlemesi neden imkansız olsun?
Script yazmak, başka bir evreni ilmek ilmek tasarlamak ve zihni oraya inandırmak; fiziksel olarak evrenleri bükmekten ziyade, bilincin sınırlarını esnetme sanatıdır. Düşüncelerimizle başka bir boyuta geçmek belki laboratuvar masasında atomları bölmek anlamına gelmiyor ama zihinsel ve ruhsal olarak insanı o sıradanlığın dışına taşıyan müthiş bir özgürlük alanı yaratıyor.

Gelin işin fiziksel kısımlarını bir kenara bırakıp biraz zihin felsefesine ve bilincin o acayip derinliklerine dalalım.
Gerçeklik Dediğimiz Şey Beynimizde mi Oluşuyor?
Öncelikle şuradan başlayalım: "Gerçeklik" dediğimiz kavram dışarıda somut olarak duran bir ekran mı, yoksa beynimizin karanlık odasında elektrik sinyallerini işleyerek yarattığı bir simülasyon mu?Bilimsel olarak baktığımızda, dış dünyadan gelen ışık gözümüze çarpar, retinada ters çevrilir, sinirler aracılığıyla beyne elektrik sinyali olarak gider ve beyin o sinyalleri işleyerek bize "renkleri, şekilleri, dünyayı" gösterir. Yani aslında sen dış dünyayı direkt olarak değil, beyninin senin için yarattığı filtre ve simülasyon üzerinden deneyimlersin.
İşte shifting felsefesinin kalbi de tam olarak bu noktada atar: Eğer beyin gerçekliği içeride üretiyorsa, zihnin odak noktasını (frekansını) değiştirerek başka bir simülasyonu yüzde yüz gerçeklik olarak etiketlemesi neden imkansız olsun?
Düşüncelerin Gücü ve Bilincin Esnekliği
İnsan zihni, içinde yaşadığı anın sınırlarına sığamayacak kadar geniş bir hayal gücüne sahip. Hayatın koşturmacası, stres, kurallar ve rutinler bizi bu fiziksel dünyaya (CR'ye) çivilemiş gibi duruyor. Ama zihnimizi kapattığımız, alfa ve theta dalgalarına geçtiğimiz o anlarda, içimizdeki o yaratıcı güç devreye giriyor.Script yazmak, başka bir evreni ilmek ilmek tasarlamak ve zihni oraya inandırmak; fiziksel olarak evrenleri bükmekten ziyade, bilincin sınırlarını esnetme sanatıdır. Düşüncelerimizle başka bir boyuta geçmek belki laboratuvar masasında atomları bölmek anlamına gelmiyor ama zihinsel ve ruhsal olarak insanı o sıradanlığın dışına taşıyan müthiş bir özgürlük alanı yaratıyor.